Genel

İyiki Vardın..

Nasılda gittin hiç acımadan
oysa ellerim daha doyamamıştı sana.
Tüm yaşanmışlıkları nasılda bir çırpıda silebildin?
yaşanılan onca anı, çekilen onca acı
hepsi ne kadarda güzeldi
zaten sen varsın diye her şey güzeldi.
acılar bile senin eserin olduktan sonra çekilmez olmuyordu.
Yaşadım seninle
ellerim seni arıyor şimdi
son kez ellerimi tuttuğun geceyi hatırlıyor musun?
ve bir daha hiç bırakmayacağına dair yeminler ettiğini
İnanmıştım sana
bırakmazsın beni sanıyordum.
yalan mıydı yaşanılanlar?
Söylesene beraber sabahladığımız gecelerde kurduğumuz hayallerin hepsi sadece birer avunuş muydu?

Sevginle bitirdin beni
bense seni sevgimle boğdum
haklısın.
bu kadar büyük bir sevgiyi kaldıramazdı yüreğin
ve kaldıramadı da
kahretsin ki yine ben haklıydım, her zaman ki gibi
yaşattığın o büyük acı bedenime ağır geldi.
kan kustum ama çok sevdim, hep sustum

Kaybetmemekti tek istediğim
bir kez daha böyle sevemezdi bu yürek
Sevemedin ki
sadece sendin o küçük yüreğimdeki bitmeyen sancım
geceleri uyuyamadığım kabusumdun belki de
yada görmekten hiç bıkmayacağım en güzel rüyalarımdın
Yaşamımdın
Evet,benimle birlikte göçecekti sevdan yüreğimden
nasılda güzeldi yaşanılanlar.
her ayrılığın arkasından ağlamak bile güzeldi.
Şimdi yoksun
ve şimdi sadece bir ayrılığın arkasından ağlıyorum
Senin arkandan
Gitmeseydin en güzel yarınlar, en güzel hayaller bizim olacaktı.
Gitmeseydin bir ömrüm senindi
Gitmeseydin
Keşke gitmeseydin
yalnızım şimdi, sensizim.
Nasıl kopardın ellerini benden?
Saçlarımın arasında kaybolan ellerini nasıl da çektin aldın?
Her şey yarım şimdi.
Acımasızdı zaman.
Seni benden sorgusuzca, sualsizce alıp götürüyordu
sen ise acımasızca gidiyordun

Gitmeseydin balım,
alıp gitmeseydin gözlerini benden
sevdim seni
yaşattığın acı küçücük yüreğime sığmayacak kadar büyük olsa da
yinede her şeye rağmen seninle geçirdiğim her an bu acıya değerdi
İyi ki vardın!

2 Temmuz Nod 32 Keys

Username:TRIAL-32748439 Password:kehjxkcbkk

Username:TRIAL-32841121 Password:df8mvn7mmr

Username:TRIAL-32841127 Password:2f8be76rpa

Username:TRIAL-32841115 Password:arshbekt58

Username:TRIAL-32841118 Password:tk3j54vruh

Username:TRIAL-32841124 Password:xbfnrbhjd3

Yanlızlık…

8 Nisan 2010 Süper Loto Sonuçları

Süper Loto’nun bu haftaki çekilişinde kazandıran numaralar, ”3, 8, 9, 18, 37, 54” olarak belirlendi.
6 bilen bir kişi 11 milyon bin 683 lira 35 kuruş kazandı.
5 bilen 111 kişi 5 bin 387 lira 70′er kuruş, 4 bilen 8 bin 302 kişi 78 lira 25′er kuruş, 3 bilen 175 bin 327 kişi de 6 lira ikramiye alacak.

Bu haftaki çekilişte 13 milyon 301 bin 311 TL 56 Kr ikramiye dağıtıldı.

Kazanan talihlinin kuponunu, İzmir-Balçova’daki bayiden yatırdığı belirtildi.

Hasılattan, Türkiye’nin tanıtımı, Çocuk Esirgeme Kurumu, Olimpiyat Oyunları, Savunma Sanayi ile Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna 2 milyon 759 bin 558 lira 79 kuruş, KDV olarak 1 milyon 825 bin 708 lira 88 kuruş, Şans Oyunları Vergisi olarak da 1 milyon 22 bin 58 lira 81 kuruş aktarılacak.

3 Mart 2010 Şans Topu Sonuçları

Şans Topu’nun bu haftaki çekilişinde kazandıran numaralar 1, 3, 12, 15, 31 ve 4 olarak belirlendi.

5 artı 1 bilen 6 kişi 94 bin 173 TL 40′ar Kr ikramiye kazandı.

5 bilen 22 kişi 2 bin 334 TL 90′ar Kr,

4 artı 1 bilen 313 kişi 164 TL 35′er Kr,

4 bilen 3 bin 958 kişi 17 TL 35′er Kr,

3 artı 1 bilen 9 bin 124 kişi 9 TL 85′er Kr,

3 bilen 117 bin 801 kişi 2′şer TL,

2 artı 1 bilen 86 bin 143 kişi 2 TL 85′er Kr,

1 artı 1 bilen 289 bin 100 kişi de 1 TL 40′ar Kr ikramiye alacak.

Büyük ikramiyeyi kazanan talihlilerin, kuponlarını Antalya-Alanya, Gaziantep-Şahinbey, İstanbul-Avcılar, İstanbul-Bahçelievler, İzmir-Kınık, Samsun-İlkadım’daki bayilerden yatırdıkları bildirildi.

Bu haftaki çekilişte 1 milyon 712 bin 241 TL 89 Kr ikramiye dağıtıldı.

Hasılattan, Türkiye’nin tanıtımı, Çocuk Esirgeme Kurumu, Olimpiyat Oyunları, Savunma Sanayi ile Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna 1 milyon 27 bin 345 TL 13 Kr, KDV olarak 682 bin 36 TL 2 Kr, Şans Oyunları Vergisi olarak da 380 bin 498 TL 20 Kr aktarılacak.

24.02.2010 Şans Topu Sonuçları

Şans Topu’nun bu haftaki çekilişinde kazandıran numaralar 18, 19, 22, 26, 30 9 olarak belirlendi.

5 artı 1 bilen 4 kişi 141 bin 358 TL 30′ar Kr ikramiye kazandı.
5 bilen 26 kişi bin 977 TL 35′er Kr,
4 artı 1 bilen 338 kişi 152 TL 25′er Kr,
4 bilen 3 bin 696 kişi 18 TL 55′er Kr,
3 artı 1 bilen 9 bin 939 kişi 8 TL 85′er Kr,
3 bilen 116 bin 642 kişi 2 TL 5′er Kr,
2 artı 1 bilen 93 bin 557 kişi 2 TL 65′er Kr,
1 artı 1 bilen 297 bin 454 kişi de 1 TL 35′er Kr ikramiye alacak.

Büyük ikramiyeyi kazanan talihlilerin kuponlarını Ankara-Çankaya, Konya-Selçuklu, Aydın-Kuşadası ve Diyarbakır-Yenişehir’deki bayilerden yatırdıkları bildirildi.

Bu haftaki çekilişte 1 milyon 713 bin 430 TL 88 Kr ikramiye dağıtıldı.

Hasılattan Türkiye’nin tanıtımı, Çocuk Esirgeme Kurumu, Olimpiyat Oyunları, Savunma Sanayi ile Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumuna 1 milyon 28 bin 58 TL 53 Kr, KDV olarak 682 bin 491 TL 81 Kr, Şans Oyunları Vergisi olarak da 380 bin 762 TL 42 Kr aktarılacak.

lite.facebook.com Hafifleştirilmiş Facebook

Evet arkadaşlar bu yazım da facebook un lite yani hafif sürümünün tanıtımını yapacağım.Lite versiyona girip incelemek için buraya tıklayın. Lite sürümde facebook ajax uygulamalarından arındırılmış şekilde geliyor. Bu şekilde pek kullanışlı olduğu söylenemez ama yinede denemek isteyenler olucaktır. : )

Deli Saçması…

Gece sessiz, yürüyorum… Aslında yanaklarıma vuran sadece yağmur değil. Korkuyorum bir yandan, etrafım en az benim kadar ıssız. Belki bu ürperti sırf bu yüzden. Sahi nereye gidiyorum ben… Yağmur dedim ya; öyle sert vuruyorki, herşeyi yüzüme çarpıyor sanki, gözyaşlarımla beraber. Beni esir alan herşeye bir küfür savuruyorum, alabildiğince bağırarak. Sessizliğin içinde kaybolup gidiyor, duymuyor kimse… Beni zaten kimse duymuyor. Bir de buna küfretsem mi diye geçiyor içimden… Susuyorum… Zaten pek konuşmuyorum kendimden başka kimseyle… Adım deliye çıktı bu ara, belki de bu yüzdendi kimbilir… Tedaviyi öneren çok da, derman olayım diyen yok… Ya da sebebini üzerine alınan… Böyle değildim elbette eskiden, böyle parçalamazdım kendimi olur olmadık sebeplerden, hele ki bir aşk yüzünden… Ya büyüyorum, ya da küçülüyorum… Ya kazandıkça kaybediyorum, ya da yükseldikçe alçalıyorum…

Hangi resimde mutluydu, hangi tarihte delirdi?
Tedavi mi?..
Hıh!
Ben bu sızıyı,
birkaç kelimede anlatamam ki..

Gece uzun ve epey merak etmişlerdir sanırım beni. Belki de henüz kimse farketmedi, odadaki hayal kırıklıklarımı… Eve gitmek istemiyorum, bu karanlıklarda kaybolup bitesim var…

Ne kadar yürüdüm, şu anda neredeyim diye sayıklarken yine kendi kendime… Bir ses… Bir melodi… Hayır hayır bir müzik çalar değil, bir insan sesi bu… Biri bir şarkı söylüyor, tok bir ses, bir erkek sesi… “Haykırsam dünyaya ettiklerini, yine anlatamam çektiklerimi, tanrım zalim yapmış sevdiklerimi… ” Şarkının neden bahsettiğini biliyorum, bu acıyı tanıyorum diyorum… Şarkıyı hatırlıyorum ama hala sesin nerden geldiğini göremiyorum… Durduğum yerde , aptal aptal etrafıma bakınırken buluyorum kendimi. Neyseki, biraz uzak da olsa, havadaki sis gözlerimi oldukça etkilese de, sonunda farkediyorum… Bu arada, söylenen şarkı ne zaman değişti bilmeden, sesin geldiği yere, o köprünün altına doğru ilerliyorum. Üzerini naylon bir örtüyle örtmüş, elinde şarap şişesiyle görüyorum şimdi o yaşlı adamı.. “Neden şarap? Isınmak mı amaç, yoksa unutmak mı?” Diye sormak istedim aslında… Soramadım… Erkek olsam hem sorar, hem de gider şarabına eşlik ederdim diye geçirdim içimden.. Kimbilir ne derdi vardı, herkesin öyküsü kendine keder… Çocukken, mahallemizde, ilerki yaşlarında aklını yitirmiş olduğu söylenen bir kadın vardı. Yoldan geçenlere küfürler savurur, arabaların camlarına tükürür, çöp kutularındaki yiyecekleri toplardı. Hem korkardık ondan, hem de çocuk aklımızla dalga geçer eğlenirdik… Bir gün yine biz mahallenin çocuklarıyla, ona taş atıp, bizi kovalamasına, küfürler yağdırmasına alabildiğince gülerken, dedem camiden geliyordu ve sokağın başında durup bana baktı. Ben gülüyordum… Duvara oturdu, beni uzaktan bir “gel” işaretiyle yanına çağırdı. O an, yüzündeki ifadeyi görünce hastalandığını düşünmüştüm, oysa sadece bana kızdığı için yüzünü asmıştı… Yanına gittiğimde uzun uzun cümeleler kurdu bana, yaptığımın ayıp olduğunu, benim gibi bir kıza yakışmadığını, bilmem kaç cümleyle anlatmaya çalıştı… Pek umursamıyordum, aklım arkadaşlarımdaydı ve yanlarına gidip oyuna devam etmek istiyordum. Bunu anlamış olmalı ki, “herkesin bir öyküsü vardır biliyor musun” dedi.. Anlamamıştım ne demek istediğini… Sonra açıkladı elbet. Kimsenin durduk yerde bu hale gelmeyeceğini, kimbilir hayatında neler olup bittiğini ve bunun her an bizlerinde başına gelebileceğinden bahsetti… Başımı öne eğdiğimi ve deli gibi ağlamaya başladığımı hatırlıyorum. Çok utanmıştım kendimden… Hala hatırlarım, hala aynı utancı yaşarım içimde… O günden sonra, ne anneme yaptırıp o kadının kapısına bıraktığım yemekler, ne de arkadaşlarımı bu durumdan tamamen vazgeçirmem, o utancımı hiç değiştirmedi ve eskitmedi yüzümde. O gün öğrendiğim şey, ondan sonraki yıllarımda hep bir pusula oldu bana. Şimdi onu düşündüm, eskiden olsa şu köprünün altındaki adamla dalga geçer, arkadaşlarımı çağırıp eğlenmeye başlardık. Dedem büyük adamdı vesselam, toprağı bol olsun…

Şu geçirdiğim birkaç saat önceyi düşünüyorum şimdi. Bir telefon konuşması, hayal kırıklığı ve ceketimi aldığım gibi sokağa fırlamam.. Aslında o an, bende seni üzmek istedim, bütün eski yaralarını kanatmak, içimdeki bütün öfkeyi sana kusmak ve camları kırmak… Evet çok istedim… Ne yapmaya çalıştığımı bilmiyorum. Ruhumdaki serseriyi bazen dizginleyemiyorum sanırım. Biraz serüvenci bir yapım da var farkındayım. Hem yeni şeylerin peşinden koşmak, hem de istediğim zaman güvenli bir limana sığınmak… Kaç kişi birden yaşadığımı sayamıyorum bazen… Bazen böyle kırılgan, sevgi dolu, sevilmeye muhtaç… Bazen istediği herşeyi yapabileceğini sanan masum bir çocuk… Bazen mutsuz, ne yaparsa yapsın dünyanın hep kötülüklerle dolu olduğunu ve bunun hiç değişmeyeceğini bilen biri. Bazen çok güçlü, aklına ve tecrübelerine güvenen, kimseye kendini ezdirmeyen ve kalabalıkta duruşuyla, kıyafetiyle, cümleleriyle, kişiliğiyle hep göz dolduran biri… Bazen serseri, hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda, alıp ceketini başka serüvenler aramaya hazır, başka insanlarla her seferinde yeniden doğmayı seven, umarsız biri… Bazen bunları taşımaktan yoruluyorum…

Kendime itiraf edemediğimi,
sana yakıştırırken senden gizli,
yahut gizsiz,
aklımdan uydurduğum
yanlış şifrelere gömerken kötü niyetlerimi,
kendimi sende göremediğime
sevinsem mi üzülsem mi bilmezken;
sen bana aşıksın aslında,
ben kendimi kandırıyorum…

Gece uzun ve sessiz, artık geri dönmeliyim. Zaten yağmur da dindi, gözyaşlarımı saklayamıyorum kendimden. Bütün bunları ve daha bir yığın çekmeceyi boşaltamamışken aklımdan, çare bulamamışken yine hiç bir şeye, hala arayanım soranım, “seni seviyorum” diyenim yokken, mutsuzluğumu benden alacak insanlar hala çok meşgulken; yürüyorum, evime doğru… Yürümek hiç bir şeyi çözmüyormuş gerçekten, bazı Aralık akşamlarında… Yılmaz abiyi düşünüyorum… “Hiç bir yara, hiçbir zaman tam olarak iyileşmez” derken de ne çok haklıydı. Bak bende beceremedim sevmeyi, belki de sevilmeyi… Cesurum ama ölmek istemiyorum, aslında bu hayatı da istemiyorum. Geçmiş, gelecek, o, ben, herşey birbirine karıştı. Neden bütün planlarım vazgeçmek üzerine benim? Hep “bir gün vazgeçeceğim” derken, kendimi mi avutuyorum, yoksa sabrımı mı deniyorum bilmiyorum. Çok vazgeçtiğim için biliyorum o ince çizgiyi ama direniyorum. Şimdilik..

Biraz sevgi belki istenen, biraz önemsenmek, bunları hissetmek… Belki azıcık şımartılmak… Öyle uzun oldu ki… Öyle yalnızım ki… Bütün bunlara dayanamamaktan korkuyorum, vazgeçmekten korkuyorum…

Evime varmak üzereyim, dönüş yolu sanki daha kısa gibiydi. Hep öyle olmaz mı zaten? Gitmek istenilmeyen yerlere hep çabuk varılır, geçmesin diye beklenen saatler, hep çok çabuk akar.. Asansöre de binmeyeceğim, ne kadar geç varırsam o kadar iyi… Şimdi bir sürü hesap… Nerdeydin, ne oldu vs vs…

Hiç bir soruya cevap vermeden direk odamda buluyorum kendimi. Herşey bıraktığım gibi… Tam da şurda oturuyordum, o an aynada kendime bakmıştım, yüzümün ifadesi çok acıklıydı.. Telefonu kapadım, çeketimi aldım ve gittim…

Şimdi arasam… Avazım çıktığı kadar bağırsam… Ben bunları haketmiyorum, kendine gel desem…

Neyse; saat epey geç olmuş, kimseyi rahatsız etmeye hakkım yok(tu)… Ben yine burada, yine kendi kendime, kafamı duvarlara çarpa çarpa… Nasılsa kendim yaratıyorum hepsini, hatta deliyim unuttun mu…

Sustum bugün yine,
bağırmak için kurmuşken saatimi üstelik…
Kaç resimli paklar bilmeden,
yine erteliyorum
bu yersiz(!) tripleri…
Kriz geçiriyor cümleler kendi kendine,
susmak erdemdir diyorlar ya,
yalan!
Susmak aptallık sahsen…

Bu da geçer… Neler neler geçmedi ki…

Kırıldım ben… Kelimelere dökemesem de, hiç haberin olmayacaksa da…

Bir paket sigara ve bir kaç şişe bira.. En azından sabaha kadar avutur beni…

Ya sabah?…

Onu da başka sefer yazarım…

İyi geceler…

Okuyanlara ve sebep olanlara…

hoscakal

Kendi renginde kal

Kendi renginle kal ki seni tanıyabileyim geldigim zaman…
Kendi renginle kal ruhunun dirisi lazım bana…
Kendi renginle kal…
Hoscakal…